Gazetekars

'Yazar ülkesinde sevilmek ister'

Pamuk: Okurlarım azalmadı. Aşırı milliyetçi siyasetçilere inanıp beni tanımadan kızıyorlar, üzülüyorum. Yazarlar ülkesinde sevilmek ister…

31 Ağustos 2010 / 07:38

Yazar ülkesinde sevilmek ister

Yasemin TAŞKIN / Ara Güler

Yeni kitabınızda "Siyaset ve Diğer Vatandaşlık Dertleri" bölümü var orada da "ezilenlerin siyaseti" ABD, Afgan savaşı, davanız...

 

Pamuk: Güncel siyasi birkaç yazı var bu kitapta. Türkiye'de çok konuşuluyordu, Bush'un Irak savaşına katılalım mı katılmayalım mı diye.. Ben de bir yazı yazdım ve kamuoyuna katılmamamız gerektiğini söyledim, iyi ki de katılmadık. Bush'un Irak savaşı insanlık için bir felaket oldu, 200 bin Iraklı öldü. Amerika için utanç, dünya için de bir trajedi oldu. Doğu ile Batı arasında bir uzaklaşma hatta bir nefret yaşandı. Batı dünyası İslam'ı bir düşman olarak gördü. Bütün bunlar korkunç. O günlerde Bush'un temsilcileri baktılar ki Türk Parlamentosu'nu ikna edemiyorlar, Türk ordusunu Irak'a saldırtmak için, bu sefer Meclis'i devre dışı bırakıp askerler üzerinden bizi Irak'a girmeye zorladılar. Bence bu demokrasiye saygısızlıktı ama dünya değişti artık. O savaştan önce Türkiye'de "Aman bu savaşa katılalım" diyen çok kişi vardı ve ben hayır demiş olmanın, o savaşa karşı çıkmış olmanın zevki ile o yazıyı da bu kitapta yayımlıyorum.

 

Kars'ta "Kar Defterinden" adlı yazınızda diyorsunuz ki "Sanki siyasal şiddetten ve siyasal felaketlerden söz etmek ayıpmış gibi geliyor bana. Bende belli belirsiz bir utanç duygusu uyandıran bir abartma duygusu. Yalan söylediğim hissi: Evet, gerekli bir yalan..." Bu düşünce, duygunun kaynağını biraz açalım mı?

 

Pamuk: Ben "Kar" romanımı yazmaya "Benim Adım Kırmızı" yayımlandığı günlerde başladım. Aynı günlerde ilk defa hayatımda Kars'a gittim, 1999'da. O zaman daha ABD'de 11 Eylül olmamıştı, Türkiye'de ve Batı'da siyasal İslam'ın şiddeti diye bildiğimiz şey bambaşka idi. Siyasi şiddet "İslamcılık" kisvesi altında yapılan terörizm çarpıcı bir konuydu. Çok tanınan, sevilen bir konu değil. Ben bu konu ile ilgilenirken birazcık da bu konunun şiddetine kapılmamak için kendimi tutmak istiyordum. Bu tuttuğum notlar, abartmak istememek, şiddet olaylarını yazmamak isteği temel bir düşünce idi. Siyasette şiddet, adam öldürmek tanıdığımız bildiğimiz bir konudur ama bir yandan da itici hatta utanç verici ama çok da gerçek bir konudur. Acaba bu konunun çarpıcılığına mı kapılıyorum diye kendimi uyarıyorum.

 

KİMİN İÇİN YAZIYORUM?

 Kimin için yazıyorum sorusu, böyle bir yazınızda var, kendinize içtenlikle sorduğunuz bir soru, Türk okuyucusu için mi? Okuyucuyu eğitmek için mi? Dünya okuyucusu için mi? Bugün hala bu sorunun ağırlığını hissediyor musunuz?

 

Pamuk: Türkiye'de okur ile fazla karşı karşıya gelemiyorum. Bir sebebi de siyasi. Yurtdışında ve içinde bu soru ile çok karşılaşıyorum. "Kitaplarınız 58 dilde yayımlanıyor siz yalnızca Türkler için mi yazıyorsunuz, yoksa geriye kalan 57 dildeki okuyucularınızı düşünerek mi yazıyorsunuz. Bu ilk defa sorulan bir soru değil, pek çok yazara da sorulmuştur. Guardian gazetesinde bu soruyu 2 İngiliz yazara sormuşlardı. Birincisi Antonia Byatt tamamen İngiliz, öbürü de Kazuo Ishiguro. Byatt "Ben tamamen İngiliz okur için yazıyorum" dedi, Ishiguro da etnik kökeni Japon olan ama İngiltere'de doğup büyümüş bir İngiliz yazardır. O da "Beni kaç dilde okuyorlarsa onlar için yazıyorum" cevabını vermiş. Benim görüşüm de onunkine yakındır. Başta yalnızca Türkler okuyordu beni, ben de yalnızca Türkler için yazıyordum. Ama bugün beni 58 dilde okuyorlar. Ama 58 dilde okuyanlar için Türk okurunu yadırgatacak turistik, kaba bilgiler de koymuyorum romanlarıma. O çok ince bir ayrıntı, bir örnek vereyim size: Gazetelerden bahsediyoruz. Diyelim ki 1960 sonlarında Akşam gazetesi Çetin Altan'ın yazdığı ve nispeten sol bir gazeteydi. Şimdi, 1960 yılında bir roman yazıyorsam "Akşam" dersem, "hafif bir sol gazete" demem gereksiz, zaten o gün o tarihte herkes biliyor. Ama bugün bu bilgiyi ister Türk ister yabancı çok az kişi biliyor... Bir roman yazıyorsam bu bilgiyi Türk okuruna da dünya okuruna da anlatmam lazım. Çaktırmadan bu bilgiyi geçirmem lazım ki kitap anlaşılsın. Bir de bazı açıklamalar yapıyorum. Bazı şeylerin yirmi sene sonra unutulacağını ve değişeceğini düşünüyorum. Mesele desem ki Nihat Erim, rahmetli başbakan, ama bunu bizim kuşak biliyor, ama 30 yıl sonra bilmeyecekler, benim o zaman çaktırmadan onun kim olduğunu yalnız 30 yıl önceki Türk okuruna değil, dünya okuruna da söylemem lazım ki kitabım anlaşılsın. Bu biraz yapay ama o kadar gerekli. Ama "Orhan Pamuk niye bunu bize açıklıyor" diyen insanlar yanılıyorlar. En sonunda yalnızca bugünkü benim kuşağımın Türk okuru için yazmıyorum. Geleceğin Türk okuru için de, geleceğin dünya okuru için de beni dünyada okuyan herkes için de yazıyorum. Ahlaki olarak da doğrusunun bu olduğunu düşünüyorum. Ama onlara ne Türkiye'yi olduğundan daha fazla iyi ne de daha fazla kötü gösteriyorum. Dürüstlük budur.

Facebook'la Yorumla
İlk yorum yazan siz olun
Adınız Yorumunuz
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

BENZER HABERLER